BASIN AÇIKLAMASI 49
Tarih: 08.08.2008
TÜMÖD olarak bizim başından bu yana görüşümüz, YÖK’ün yalnızca ve esas olarak bir eşgüdüm ve araştırma merkezi olarak yetki ve sorumluluk taşımakla sınırlı olması doğrultusunda olmuştur. Bu görüş, 12 Eylül ve YÖK karşısında üniversite kamuoyunun ortak tepkisi olarak somutlaşmıştı.
Üniversite özerkliğinin ve üniversitelerin birer bilim yuvası olmasının temel koşulu, öncelikle, kendi yöneticilerini kendilerinin seçmesi hakkına sahip olmalarına bağlıdır. Üniversiteler, ancak, toplumdaki her türlü iktidar yapılanmasından bağımsız olmaları halinde bilimselliğin gereğini yerine getirebilirler. Dolayısıyla üniversiteler yalnızca siyasal iktidarın değil, aynı zamanda, tekelleşmiş ve küreselleşmiş bulunan sermayenin de etki alanı dışında kalabildikleri ölçüde özerklik kazanırlar.
Hangi adayın, rektörlük için gerekli niteliklere en çok sahip olduğunu, kendi üniversitelerinin gereksinimi olan hizmetlerin neler olduğunu ve bunların yerine getirilebilmesi için gerekli özelliklerin hangi adayda bulunduğunu, herkesten ve her kuruldan önce söz konusu olan üniversitenin öğretim elemanları bilebilir ve takdir edebilir. Bu konudaki kararın, onların yerine, üniversiteye yabancı, üniversitenin dışında ve üstünde yer alan bir kurul tarafından belli bir ilkeye bağlanmamış olan mülakatlar yoluyla belirlenmesinin isabetli sonuçlar vermesi beklenemez.
Bir bayan adayın, eşinin Rektör olması dolayısıyla seçilmiş olması, nesnellik ve liyakat açısından uyulması zorunlu olan ilkelerle bağdaştırılamayabilir. Ancak, söz konusu olan bu değildir. Seçimler, gizli oyla yapılmaktadır. Öğretim üyelerinin, bir adayı eşi rektör olduğu için baskı altında kalarak seçtiklerini düşünmek haksızlık olur. Böyle bir uygulamada, kadını kocasının yörüngesinde ve bağımsız kişiliği olmayan bir varlık gibi görme doğrultusundaki anlayışın uzantılarını görmek, yersiz bir izlenim gibi görünmemektedir. Bir bayan adayı, eşi rektör olduğu için seçmek kadar, aynı nedenle liste dışı bırakmak da hukukla ve mantıkla nasıl bağdaştırılabilir? Diğer yandan kısa bir süre önce yasama organı tarafından yılın rektörü olarak seçilmiş ve çok belirgin bir farkla en yüksek oyu almış bir rektörün, YÖK tarafından tamamen sıralama dışında tutulmuş olması akılcı ve nesnel bir gerekçe ile açıklanamadığı gibi, YÖK’ün bu konudaki kararının mantığını da anlamak olanaksızdır.
Yürürlükteki mevzuata göre, YÖK’ün ve Cumhurbaşkanı’nın, kendisine üniversitelerden gelen ve demokratik seçimler sonucunda oluşmuş listelerdeki sıralamaları değiştirme yetkisi vardır. Ancak, bu yetkinin kullanımı YÖK’ün yaptığı gibi keyfi ve haksız nedenlere dayandırılmamalıdır. Örneğin Cumhuriyetin temel ilkelerine bağlı olmak olumsuz bir unsur sayılmamalıdır. YÖK’ün yeni yönetimi “ben kadrolaşacağım, seçimler önemli değil” siyasetini izliyorsa, Türkiye’nin üniversitelerindeki huzur ortamının bozulacağı çok açıkça görülmektedir. TÜMÖD olarak yeni atanan rektörlere, görevlerinde başarılar dileriz.
Prof. Dr. Alpaslan IŞIKLI
TÜMÖD Genel Başkanı
