BASIN AÇIKLAMASI 110

Tarih: 10.10.2012

Yeni YÖK taslağıyla ilgili olarak TÜMÖD’ün görüşlerini kamuoyuna sunuyoruz.

1- Mevcut durumda üniversiteler, siyasal iktidarın ağır baskısı altındadır. Özerklikten ve bilimsel özgürlüğün varlığından söz edilemez. Bu durum yalnızca YÖK yasasının belirlediği koşulların sonucu olarak görülmemelidir. Ülkede genel olarak düşünce özgürlüğü konusunda estirilmekte olan terör havasının bu sonuç üzerindeki etkileri göz ardı edilmemelidir. Dolayısıyla üniversitelerde demokratiklik ve özgürlük açısından beklentileri karşılayabilecek düzelmeler top yekun siyasal iktidar sorunun bir parçası olarak değerlendirilebilir. Kaldı ki yapılması öngörülen düzenlemelerin ve değişikliklerin tek başına ele alınmaları halinde de özerk ve demokratik üniversite özlemleriyle bağdaştırılması mümkün değildir.

2- Yüksek öğrenimin özelleştirilmesinde yeni bir adım atılmakta, artık özelleştirmede “vakıf üniversiteleri” gibi bir kılıfa gerek duyulmadığı görülmektedir. Böylece eğitimin ticarileşmesi, yüksek öğretim alanında sermayedarların devlet eliyle oluşturulması ve beslenmesi süreci hızlandırılmış olacaktır. Bugüne kadar vakıf üniversitesi kılıfında gerçekleştirilen yüksek öğrenimin özelleştirilmesi yönündeki sürecin bundan böyle adı sanı belli olarak devam ettirileceği anlaşılıyor. Yüksek öğrenimin özelleştirilmesi, üniversitelerin ticarethaneye, bilimin ticari mala, öğrencinin müşteriye, öğretim üyesinin satış elemanına dönüştürülmesi sonucunu doğurur. Böyle bir yapılanma içinde bilimin gerektirdiği bağımsızlıktan eser kalmaz. Bilim sermayenin, bugünün küreselleşme evresinde uluslar arası tekelci sermayenin emrine girer. Böyle bir üniversitede, örneğin uluslararası sermayenin sömürüsünü anlatacak hoca bulmak zorlaşır.

3- Devlet üniversitelerinin en üst organı fiilen mütevelli heyet niteliği taşıyan “üniversite konseyi”dir. Üniversite konseyinin üyelerinin bir kısmı doğrudan siyasal iktidar tarafından; bir kısmı da dolaylı olarak siyasal iktidar tarafından belirlenmektedir. Örneğin YÖK tarafından seçilecek üyelerin siyasal iktidardan bağımsız olmaları düşünülemez. Öte yandan, “ilgili üniversitenin profesörleri” tarafından yapılacak seçimin de özerkliğin olmadığı koşullarda iktidardan bağımsız bir sonuç sağlaması olanaksızdır. Bir üyenin seçiminin “üniversitenin bulunduğu ilde en çok vergi verenler arasından ve/veya üniversiteye en çok bağışta bulunanlar” arasından seçilmesine bir anlam vermek zordur. Bu seçimi kim yapacaktır? Ayrıca, ülkemizde mevcut adaletsiz vergi düzeninde işçi, memur ve işsiz kitle tarafından ödenen dolaylı vergilerin vergi toplamı içinde en çok payı oluşturduğu düşünülecek olursa, böyle bir ölçütün benimsenmesi halinde emekçi kesime temsil yetkisi tanınması gerekir. Üniversite Konseyi’nin, rektör ve dekan atamalarının yanında üniversitenin stratejik planını ve performans programını onaylayama, yatırım programını karara bağlama, üniversite adına kamulaştırma, gayrimenkul satın alma, üniversitenin mülkiyetindeki gayri menkuller üzerinde üçüncü kişilere hak verme, öğrenci kontenjanlarını ve öğrenim ücretlerini belirleme gibi yetkilere sahip olması, üniversite senatosunu işlevsiz bırakacaktır.

4- Vakıf üniversiteleri ve özel üniversitelerde ise rektörün seçiminde mütevelli heyet doğrudan yetkili kılınmış; öğretim elemanlarının demokratik tercihine yer tanınmamıştır.

5- Üniversite öğretim elemanlığı statüsünde de genel eğilime koşut olarak sözleşmeli esasının belirlenmesi eğilimi gözlemlenmektedir. Vakıf ve özel üniversiteler bakımından kesin olan bu yapılanmanın kamu üniversitelerine taşınıp taşınmayacağı açık değildir. Ne var ki yükseköğrenimin bütünüyle özelleştirilmesi doğrultusundaki gidiş nazara alınırsa sözleşmeliliği genelleştirme yönündeki amaç zaten kökten sağlanmış olacaktır.

6- Taslakta öngörülen yabancı üniversitelerin Türkiye’de yatırım yapabilecek olması da düşündürücüdür. Esasen mevcut vakıf üniversiteleri denen yapılanma içinde de uluslar arası tekelci sermayenin uzantıları bazı üniversitelerin yönetimine dolaylı veya kısmen doğrudan yollarla sızmış bulunmaktadır. Yüksek öğrenimin özelleştirilmesi ister istemez uluslararası sermayenin denetimine açık bir ortam oluşturur.

 

 

 

Prof. Dr. Alpaslan IŞIKLI
TÜMÖD Genel Başkanı