BASIN AÇIKLAMASI 92

Tarih: 29.07.2011

Yargı-Sen’in kapatılması kararı, ülkemizdeki rejimin niteliği konusunda herhangi bir çekinceye yer bırakmayacak yeni bir kanıt oluşturmuştur. Yargı mensuplarının demokratik örgütlenme haklarından yoksun bırakılmalarıyla, yargının bağımsızlığı konusundaki önemli bir kale daha yıkılmış olacaktır.

Türkiye Cumhuriyeti adına imzalanmış bulunan başta 87 numaralı Uluslararası Çalışma Örgütü Sözleşmesi ve Avrupa Konseyi İnsan Hakları Sözleşmesi olmak üzere, pek çok uluslararası metin, sendikal örgütlenme hakkına yargı mensuplarını da içeren bir kapsam belirlemiştir.

Anayasanın 90. maddesine göre, “Usulüne göre yürürlüğe konulmuş Milletlerarası antlaşmalar kanun hükmündedir. Bunlar hakkında Anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvurulamaz”. Anayasanın bu maddesine 7.5.2004 tarihinde 5170 sayılı yasayla eklenen bir cümle ile uluslararası kaynakların iç hukuk mevzuatına göre üstünlüğü daha da belirginleştirilmiştir. Anılan cümlede yer alan ifadeyle, “Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası antlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası antlaşma hükümleri esas alınır”. Anılan bu hükümler çerçevesinde yargı mensuplarının sendika haklarının ellerinden alınmasının, açık bir anayasa ihlali oluşturduğuna da kuşku yoktur.

Batı dünyası, değil yargı mensuplarının ordu mensuplarının bile sendikal örgütlenme hakkını en geniş anlamda tanıyan örnekleri kendi bünyesinde barındırmaktadır. Hal böyle iken ülkemizde sahnelenmek istenen böylesine demokrasi dışı bir gidişin Batılı çevreler, özellikle de AİHM tarafından hoşgörü ile karşılanması, Batı’nın ikiyüzlülüğüne dahi sığdırılamayacak bir durum ortaya çıkarmıştır.

Mevcut anayasanın demokrasiyi güvence altına alan hükümlerinin çiğnenmesini memnuniyetle karşılayanların, daha demokratik bir anayasa değişikliğinden yana olmalarının içtenliğine inanmak olanağı yoktur.

 

 

    Prof. Dr. Alpaslan IŞIKLI
TÜMÖD Genel Başkanı