BASIN AÇIKLAMASI 6 


Tarih:08.01.2007

İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi Çalışma Ekonomisi ve Endüstri İlişkileri Bölümünde patlak veren olaylar, temelleri yıllar öncesinde atılmış bulunan bir yapılanmanın kaçınılmaz sonucudur.

Öyle anlaşılıyor ki bu olayların sorumluları, sanki Müslüman oldukları için eleştiriliyorlarmış gibi bir görüntüden yararlanmak istiyorlar. Oysa hizmet ettikleri gerçek amacın, ülkemizdeki özgür ve kamusal amaçlı yüksek öğrenim kurumlarını tahrip etmeye yönelik saldırıların bir parçası olduğunu gizlemeleri mümkün olmuyor.

Unutmamak gerekir ki sorunların patlak verdiği bölümdeki yapılanmanın başlangıçtaki baş mimarı, küresel tehdidin başlıca araçlarından birisi olan Moon tarikatı ile ilişkileri kamuoyunca bilinen bir isimdir.

Bu saldırılara karşı koyması beklenebilecek nitelikteki hocalar, ne yazık ki gereken direnci ve duyarlılığı zamanında gösterememişlerdir. Bugün ise bunlardan pek çoğu, birikimlerini bazı özel üniversitelerde tüketmek zorunda kalmışlardır.

Sorunun boyutları, birkaç genç bilim adamının haksızlığa uğramış olmasıyla sınırlı değildir. Birkaç kişinin başına gelen bu haksızlıklar, ekonomik yetersizliklere mahkûm edilmiş bulunan üniversitelerimizde yoksulluk koşullarını göze alarak, büyük bir özveriyle gerçek bir bilim adamı olma özlemlerini hayata geçirmek isteyen tüm gençlere yönelik ağır bir darbenin daha indirilmesi demek olacaktır. Bu koşullarda üniversitelerimizde kaliteli insan gücü nasıl yetiştirilebilir!

Kuşkusuz, akademik atamalarda bilimsel ölçütler yerine siyasal kadrolaşmayı amaçlayan bir yaklaşımın üniversitelerde uygulama alanı bulması, yalnızca özlük haklarını değil, aynı zamanda bilimsellik düzeyini de sınırlayan sonuçlar doğurur.

Saldırıların hedefi olarak sosyal politika ile ilgili bir bölümün seçilmiş olması ayrıca düşündürücüdür. Böylece, sosyal devlete yönelik saldırıların akademik yaşamdaki önemli bir izdüşümünün de ortadan kaldırılmak istendiği bu vesileyle bir kere daha anlaşılmaktadır.

Olaylara YÖK’ün el koyduğunu sizden öğreniyoruz. Bu tür olaylar karşısında ödünsüz bir tutum izlemiş olan Prof. Dr. Kemal Alemdaroğlu’nu anlaşılmaz bir nedenle ve tartışmalı bir yöntemle rektörlük görevinden almış olan YÖK’ün bu sorunu nasıl çözeceği, doğrusu merak konusudur.

Olaylara hiçbir biçimde taraf olmamış, Üniversite dışından bir komisyonun soruşturmacı olarak görevlendirilmesi, sonuç alabilmenin kaçınılmaz önkoşulu olarak görünmektedir.